13 Aralık 2021, Pazartesi
Servet BAŞOL
Servet BAŞOL [email protected]

Türk Meli-Malı…

Son günlerde bir genelge yayınlandı. Gerekçesi ile hiç ilgisi olmayan, ama ilk bakışta sanki olması gerekenmiş gibi algılanan, ülke, tarih, kültür gelişimi ve değişimini dikkate almayan bir genelge. Daha çok bir alınganlık genelgesi gibi.

Yakın tarihimize bakarsak, bundan 60 sene önce Almanya’ya ilk gönderdiğimiz ihracat “Türk İşçi Dışsatımı”, o dönem Almanya’sında değişik eyaletlerde değişik algılara neden olmuştu. Doğu ve Batı olarak bölünmüş olan Almanya, her milletten işçi ihtiyacını ayırım gözetmeksizin gelenlerle gidermeye çalıştı. Birleştikten sonra dahi sıfat dışında Türk sözcüğü hiç değişmedi. Türk halıları en çok rağbet gören ihracat malımızdı. “Türkische Handgemachte” İran halısı ile rekabet eden tek üründü. Alman’lar hala bize “Türkisch” derler. Yani Türk. Bizler bu ismi bir deyişle ölümsüzleştirmiştik, bilmem hatırlar mısınız;

“Türkische Kamerad wird arbeit, warum Deutschen nicht arbeit?”.

Ben Belçika’da iken bir gün duyduk ki, Belçika’da önümüzdeki Cuma resmi tatil ilan edilmiş. Nedenini öğrendiğimde çok şaşırmıştım. O gün tüm televizyonlar, son Belçikalı Madencinin yer yüzüne çıkışını naklen vermekteydi. Tabi 1964’de Belçika ile Türkiye’nin “Göçmen İşçi” anlaşması yaptığından haberimiz yoktu. TV’ler artık Belçika medeninde göçmen işçiler çalışmaya devam edecek dediklerinde anlamıştık. Sonraki ay, 1 Ağustos 1974'te Belçika Kabinesi'nin basit bir kararıyla hükümet, yeni göçmenlere katı bir sınır getirerek, yalnızca ülkede halihazırda mevcut olmayan niteliklere sahip kişilerin girişine izin verdi. Resmi göç yasağına benzeyen bu karara, Belçika'da gizli olarak ikamet eden yabancıların yasallaştırılmasına ilişkin bir politika da eşlik etti. İkinci önlem, 1975'te oturma izni verilen yaklaşık 9.000 yabancıya fayda sağladı. Bu yabancı işçiler arasında elbet “travailleur turc” dedikleri Türk işçiler de vardı. Liège pazarında ise Türkçe alışveriş yapabiliyordunuz. Okulda biz şu varsayımla yetiştirilmiştik. Eğer yabancı bir arkadaşınız olursa, o dili daha çabuk ve güzel öğrenirsiniz. Biz Türkler onu becerememiştik ama Liège’li kızlar bunu becermiş görünmekteydi.! Bir de Faymonville sakinleri, komşu kasabalar ve köyler tarafından "Les Turcs - Türkler" olarak adlandırılır. 16. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'na karşı haçlı seferlerine katılmayı reddettiği için böyle adlandırıldığına inanılır. Bu köy “village turc”, Belçika ve Avrupa'nın her yerinden binlerce insanı, özellikle Türkleri çeken yıllık Türk festivaline bile ev sahipliği yapıyor. Türk Malı atlet, fanila, kumaş, elbise vs.. “Fabriqué en Turquie” hala tercihleri.

Fransa’da, bundan 20 sene kadar önce oğlumuza Pariste ev kiralamaya gittik. Tabi kapı kapı gezeceğimizden bir de araba kiraladık. Biz zaten 5 kişiydik, komisyoncuları da alıp adreslere gidebilmek için 7 koltukluya da dönüşebilen Citroen c4 Grand Pıcasso Monospace kiraladık. Garajdan daha çıkmamıştık ki arkadan sesler yükselmeye başladı; “A, bakın bu cam Türk Malı imiş. Hatta tüm pencereler..! “Fabriqué en Turquie”, aynalar dahil arabanın her yerinde var. Bu damganın verdiği güç ile, ev sahibini razı edeceğimiz hiç aklıma gelmemişti ama oldu.

İtalya ile olan ilişkimiz, Fransa gibi tarihsel. İtalya’nlar iki kişiyi asla unutmazlar; Attila ve Barba Rossa gibi. Sözcelerini de asla değiştirmezler. Monaco di Baviera, Nuova York gibi isimleri hala kullanmaktalar. Bizler ise Münşen ya da Niuv Yuörk diye taklit peşinde koşmaya devam.

İtalyanlar için tarih, sadece ders alınacak bir geçmiştir. Yahudilerin bir bölümü Hz.İsa’nın öğretilerine inandıkları için onları arenalarda aslanlara atmışken, şimdilerde Hz.İsa ve Rab’bin tek temsilcileri olarak boy gösteriyorlar.

Pompei gezimiz için gittiğimiz Napoli’de bir kenar restoranda akşam yemeği için oturduk. Elinde gitarı ile bir Napolili, masa masa dolaşarak yöresel şarkılar söylemekte, bizim masaya da geldi. Ben eski bir Napoli şarkısı isterken, hanım çocuklarla Türkçe konuşuyordu. Meraklandı sordu “Nerelisiniz?” diye. “Türküz” dedim. Bir anda sanki elindeki gitar bağlamaya, şarkı da uzun havaya dönüşmüştü. “I turchi sbarcati dalla nave” adlı çok eski bir ezgiyi söylemeye başlamıştı. Anlamı ise “Türkler gemiden indi”! Avrupa’da onlar kadar çok sigara içen millet görmediğim halde neden birbirlerini “fumo come i turchi” diye suçlarlar bir türlü anlayamadım. Hele korktuklarında da hala “mamma li turchi” demelerini, bizden fındık aldıklarında Türk Fındığı diye övünmelerini de. Belki de dünyaca ünlü Toblerone çikolatalarına “Nocciole Turche-Türk Fındığı” sattıkları için olsa gerek.

30 Temmuz 1980 senesi Roma’dan Londra’ya uçtuk. Roma’da üzerimizdeki T-shirt bile bize fazla gelirken, Londra 18 derece idi. Akşamları da 15-16 dereceye kadar düşüyordu sıcaklık. Otele varışımızdan hemen sonra ilk mağazaya kendimizi atıp birer süveter aldık ki üşümeyelim diye. Daha kasada parayı verir vermez üzerimize giyişimize kasiyer kız çok gülmüştü. O gün gezip otele döndüğümüzde eşim benim kazağın yakasını ters çevirmiş, bana etiketi gösteriyordu; Mağazanın adının altında “Made In Turkey” yazıyordu. Bu güzel duygularla gezimizi tamamlayıp İstanbul’a dönmüş ve Londra’dan aldığımız bu kazakları eşe dosta gösteriyor, onların da övünmelerine neden oluyorduk.

Yukarıdaki tüm örneklerde Türk, Turkish, Türkisch, Türkei, Turquie, Turchia, Turkey sözcükleri kullanılmakta. Günümüzde ise Birleşmiş Markalar Derneği ve Türkiye Markalar Birliği bu konuda yaptığı çalışmalar neticesinde yayınladıkları Marka Ekonomisi Raporu isimli bir yayın hazırlamış ve bu yayında Türk Malı (Made in Turkey) yerine Türk Markası (Turkish Brands) kavramının yaygınlaştırılması gerektiği belirtilmişti. “YERLİ ÜRETİM” logosunun da Türkiye’de üretilen tüm ürünlerin etiketlerinde, tarife ve fiyat listelerinde kolaylıkla görünebilir ve okunabilir şekilde bulunması zorunludur. Hangi dilde olduğuna bir sınırlama getirilmemiştir.

Her sözcük yerinde ağırdır. Taş yerinde ağır der gibi, sözcüklerin de anlamları, kavramları ve algıları tamamlayan görevleri vardır. Hiçbir zaman “Made In Turkey” cümlesini “Hindi Yapımı” olarak ne ben algıladım ne de başkaları. Hiç duymadım ve bu şekilde bana yansıtıldığını da hatırlamıyorum. Bir de sekiz sene İngiliz eğitimi aldığımı düşünürseniz, İngiltere’de asla böyle bir ne kinaye ne çağrışım ne de aşağılamaya yönelik bir tavra hiç rastlamadım. Bunu sadece politik olarak yamayan ABD vatandaşlarında gördüm ilk defa. Muhtemelen siyasi bir manevra olarak kullandılar. Sıkıştıkça da kullanıyorlar ama şunu da bilmiyorlar.

Afrika kökenli Beç Tavuğu, Avrupa'ya “Devlet-i Aliyye” yani “Büyük Devlet” aracılığıyla gelmiş ve bu sebepten “Türk horozu” veya “Türk tavuğu” olarak adlandırılmış. Türkçede ise “hindi” sözcüğü, “Hindistan'dan gelen”, Hind-i anlamına geliyor. Ayrıca “Peru kuşu”, “Hollanda tavuğu”, "Hint tavuğu", "Fransız tavuğu" da denmekte. Bir tek Rusça "indeyka" sözcüğü içeriğinde Amerikan yerlilerine gönderme bulunmaktadır ki Hindinin anavatanı ve evrimleştiği bölge Kuzey Amerika'dır.

Şu sıralar sadece İngilizce yazımındaki kötüye kullanımı engellemeye yönelik ve sadece İngilizce olan “Turkey” yerine hedef gösterilmeden her ürüne “Türkiye” yazmanın, art fikirlilerin düşüncelerini değiştirmesine ya da engellemesine yetecek bir durumu yoktur. Bizler zaten Fransa için Fransızca, İtalya için İtalyanca, İspanya için İspanyolca, açıkçası, hangi ülkeye dış satım yapacak isek o dilde yazarak göndermekteyiz. Mısır’a dış satımda Rusça yazılması ne kadar anormal ise Rusya’ya da Arapça yazılması da o kadar anormaldir. Asıl amaç, önce insan hakları, adalet ve demokraside kaybedilen değerleri yerine koyarak aşınmış Türk imajına değer kazandırmak olmalı.

Din sömürüsü yerine zamanı yakalamalıyız. Bakınız şimdilerde kimler neler yapıyor;

BAE, Dubai’de “Hafta Sonu Tatili” 1 Ocak 2022'de başlamak üzere Cumartesi ve Pazar günleri olarak değiştirildi. Ayrıca Cuma günü öğleden sonrası da tatil edildi. Yirmi yıl öncesinde sadece Perşembe günü öğleden sonra ve Cuma günleri hafta sonu tatili idi.

Ayrıca bundan böyle Cuma saati de yıl boyunca yaz kış 13:15 olarak uygulanacak.!

Tüm bunlar, uluslararası rekabeti yakalamak için. Gel de rahmetli Mustafa Kemal Atatürk’ün bundan 87 sene önce bu kararı aldığına, ileri görüşlülüğüne hayran olma.!

Zamanı yakalamak, yararlı iş yapmakla olur. Övüneceğimiz ürünlerin kalitesini ve çeşidini arttırarak olur. Yoksa üzerine ne yazarsak yazalım, o güven bir kere kaybedildi mi, ağzınla kuş yakalasan, “olmadı, kanadından yakaladın!” diye burun kıvırırlar.

Of all afflictions, the worst is self-contempt.

Tüm ıstıraplar arasında en kötüsü, kendini hor görmektir.

Berthold Auerbach

www.servetbasol.com

Türk Meli-Malı…

Yorumlar

Bu haber için henüz yorum gönderilmedi.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000