16 Mayıs 2022, Pazartesi
Servet BAŞOL
Servet BAŞOL [email protected]

Felsefe

Felsefe sözcüğü Yunanca köklerinde kendini açığa vurur: -philo, sevgi ve sophia, bilgelik.

Kişinin şüphe uyandırmamak ve dışlanmamak için nasıl davranması gerektiğine ilişkin olarak her toplumun kendine göre anlayışları vardır. Bunlardan bazıları kanunlarda açıkça dile getirilir; bazıları ise "sağduyu" diye tanımlanan, ahlaka ve gündelik yaşama ilişkin yargılar bütünü içinde saklıdır.

Ancak, yalnızca başkalarının düşmanca tavırları değildir bizi mevcut düzeni sorgulamaktan alıkoyan. Şüphe duyma yeteneğimiz içimize yerleşmiş bir inanç tarafından da baltalanabilir; toplum tarafından kabul gören davranış biçimlerinin sağlam bir temele dayandığına inanırız. Bu sağlam temeli kendimiz göremesek de böyle bir temel mutlaka vardır çünkü çok uzun zamandır çok fazla sayıda insan bu temel üzerine kurulmuş olan düzene uygun davranmaktadır. Toplumun baştan beri korkunç bir hata yapıyor olması, üstelik bu hatayı bir tek bizim fark etmiş olmamız imkansız gibi gelir bize. Şüphelerimizi bastırıp sürüyü takip ederiz çünkü kendimizi, o zamana kadar su yüzüne çıkmamış, kabul edilmesi zor hakikatleri bulup çıkartan bir önder olarak göremeyiz

Başkaları hatalı olabilir, önemli konumlara gelmiş kişiler bile olsalar; büyük çoğunluk tarafından yüzyıllardır kabul görmüş inançları dile getiriyor bile olsalar. Bunun nedeni de çok basit: Çünkü bu insanlar inandıkları şeylerin mantıklı olup olmadığını hiç gözden geçirmemişlerdir.

İyi bir çömlek ya da ayakkabı yapmak yalnızca sezgiyle olacak bir iş değildi; öyleyse çok daha karmaşık bir iş olan yaşamı sürdürme işi nasıl olur da öncüller ya da hedefler üzerine bir an bile kafa yormaksızın yürütülebilirdi?

Bunun nedeni, belki de yaşamımızı sürdürmenin çok da karmaşık bir şey olmadığına inanmamızdır.

Çömlekçilik gerçekten zor bir iş gibi görünüyor. Ne yazık ki doğru dürüst bir ahlak anlayışı edinmek hiç de öyle görünmüyor. Aslında yaşam göründüğünden çok daha esnek, çünkü yaygın görüşler, genelde, hatasız çıkarımlar sonucunda değil, yüzyıllardır sürüp giden entelektüel karmaşanın sonucunda bu günkü konumlarına geldiler. Doğru ifade, mantıksal olarak bir çelişkiye yol açmayacak ifadedir. Eğer tersi kanıtlanamıyorsa bir ifade doğru diye kabul edilir. Eğer tersi kanıtlanabiliyorsa, bu ifadeyle yansıtılan görüşe kaç kişi inanırsa inansın ifade yanlıştır ve biz de bu görüşle ilgili bir şüpheye kapıldığımız için haklı çıkmış oluruz. İnsan ancak bir şeyin ne olmadığını anlamak suretiyle onun tam olarak ne olduğu bilgisine yaklaşabilir. Düşüncenin ürünü, sezginin ürününden daha üstündür.

Sokrates bilgiyi doğru düşünceden üstün tutar; çünkü bilgi sahibi olmak yalnızca bir şeyin niçin doğru olduğunu bilmek değil aynı zamanda öteki seçeneklerin niçin yanlış olduğunu da bilmek demektir.

Düşüncelerimizin ya da yaşam biçimimizin yanlış olduğu, asla ve asla, çoğunluğun görüşleriyle ters düştüğümüz gerçeğinden yola çıkılarak kanıtlanamazdı. Bizi endişelendiren, bize karşı olan insanların çokluğu değil, bize karşı olmalarının altında yatan sağlam nedenler olmalıdır. Yani, dikkatimizi kabul görmediğimiz gerçeğinden uzaklaştırıp, niçin kabul görmediğimize ilişkin açıklamalara yöneltmeliyiz. Fakat genellikle tam tersi bir eğilimle hareket ederiz: Herkesi dinleme, her kaba söz, her alaycı davranış karşısında üzülme eğilimiyle.

Ne yazık ki, çömlekçiliğin tersine, düşünce ürününün iyisini kötüsünden ilk bakışta ayırmak zordur. Halbuki acemi bir zanaatkarın yaptığı çömleği usta meslektaşının yaptığı çömlekten ayırmak hiç de zor değil.

Gerçek saygınlık çoğunluğun iradesinden değil sağlam bir akıl yürütmeden kaynaklanır.

Eleştirinin değerli bir eleştiri olup olmadığı, eleştiren kişilerin çokluğuna ya da rütbelerinin yüksek olup olmadığına bakılarak değil eleştiren kişi ya da kişilerin nasıl bir düşünme sürecinden geçtiklerine bakılarak anlaşılır.

Toplumsal yaşam, başkalarının bizimle ilgili algıları ile bizim kendi gerçekliğimiz arasındaki uyuşmazlıklarla örülü. Temkinli olmaya çalıştığımız zaman aptallıkla suçlanıyoruz. Utangaçlığımız kendini beğenmişlik, başkalarını memnun etme isteğimiz dalkavukluk olarak algılanıyor.

Önyargıların yok olması ve kıskançlığın azalması için zamana gerek var.

Hayatı zevkli kılan şeyler, kolay bulunmayan şeylerdi ama aslında hiç de “pahalı” değildirler.

(Best things in life are free.!)

Dostluk

Epikuros şöyle bir gözlem yapıyordu: İnsanın bütün hayatını mutluluk içinde geçirmesine yardım etmek üzere bilgeliğin bize sundukları arasında en önemlisi dost edinme yetisidir.

Özgürlük

“Hoşlanmadıkları insanlar için çalışmak ve onların kaprislerini çekmek gibi aşağılayıcı olabilecek durumlara düşmemek için kendilerini iş dünyasından uzak tuttular ve komün hayatı diye adlandırabileceğimiz bir hayat sürmeye başladılar. Çok basit bir yaşam tarzı benimseyerek özgür olmayı yeğlediler. Az parayla geçinmek zorunda kalacaklardı ama bir daha asla o iğrenç patronlardan emir almayacaklardı.”

“[Bilge insan] yemeğin çoğunu değil, en lezzetlisini yemeye bakar.”

Düşünmek

Huzursuzluktan kurtulmak için düşünmekten daha iyi birkaç yol vardır. Yaşadığımız sorunu kağıda dökerek ya da birilerine anlatarak onu daha bir net kavrarız. Kavradıktan sonra da sorunun kendisini olmasa bile, bize sıkıntı veren yanlarını, bizde yarattığı kafa karışıklığını ve şaşkınlığı ortadan kaldırabiliriz.

Haksızlığa uğrama

Doğru davrandığı halde bir felaket yaşayan insanın kafası karışır; başına gelen olayı adalet kurallarıyla açıklayamaz bir türlü.

Huzursuzluk

Huzursuzluk, belirsiz bir durumdan duyulan rahatsızlıktır. İnsan bu belirsiz durumun hem iyi bir sonla noktalanmasını ister, hem de kötü bir sona varacağından korkar. Huzursuzluğun en tipik göstergesi, insanların keyif alınacak etkinliklerde, örneğin kültürel, cinsel ya da sosyal etkinliklerde bulunurken hoş zaman geçirememeleridir.

Alaya alınmak

Aslında utangaç ve sakin bir mizaca sahip olan insanları kendileriyle alay edildiğini fark ettiklerinde birdenbire deliye döner, bağırıp çağırmaya başlarlar. Öyle ki bu öfkenin sonu şiddete varabilir.

FELSEFENİN TESELLİSİ’nden - Alain de Botton

 

İyi bir siyaset felsefesi olmadan iyi bir siyaset olmaz.

İyi bir iktisat felsefesi olmadan iyi bir ekonomi olmaz.

İyi bir bilim felsefesi olmadan iyi bir bilim ortaya çıkamaz.

İyi bir ilahiyat felsefesi olmadan iyi bir ilahiyat olmaz.

İyi bir hukuk felsefesi olmadan iyi bir hukuk olmaz.

Kısaca şunu söyleyebiliriz.

Felsefeyi reddetmek kendini cehalete, aptallığa, bağnazlığa mahkum etmek demektir.

Felsefe bilimini reddeden bireyler ve toplumlar gittikçe cahilleşir ve ahmaklaşırlar.

‘Medeniyetler tarihi’ kitabının yazarı Brunowski diyor ki;

“Tüm medeniyetleri araştırdım. Bir tek nedenden dolayı çöktüklerini buldum. Gençlerin düşünce özgürlüğünü sınırlayan tüm medeniyetler, eninde sonunda çökmektedirler. Bütün bunlardan çıkarılacak sonuç şudur. Felsefeyi reddeden bir toplumda çok geçmeden ahmaklık zekayı yönetmeye başlayacaktır. Ahmaklığın zekayı yönetmesi de topluma siyasi krizler, ekonomik krizler, hukuksal krizler, eğitim krizleri, ahlaki krizler vb, krizler içinde yaşamaya mahkum olacaktır.

Sonuçta felsefeyi reddeden bir toplum, kendi kendini yok etmeye başlayacaktır.

 

Bizler Liseden mezun olurken 17 ders görmüş ve 17’sinden de geçmiş bir nesiliz. Edebiyat, Kompozisyon, Felsefe ve Psikoloji, Tarih, Sanat Tarihi, Astronomi, Resim, Müzik, Milli Güvenlik gibi derslerimiz vardı.

Üniversiteye girebilmek için sınavlara hazırlanırdık. Soruları çalmak aklımızdan bile geçmezdi. Aklından geçiren olmuştur elbet ama kimse de gidip böyle bir ahlaksızlığı gerçekleştirecek cesarete sahip değildi ilgili kişilerin ve çalışanların ahlak, hak ve hukuk anlayışından korktuklarından.

Şimdilerde ise YGS ve LYS yerine getirilen Yükseköğretim Kurumları Sınavı'nda (YSK) felsefe soruları azaltıldı. Liselere verilen felsefe ders saati ise hepsi hepsi Lise 2’de 2, Lise sonda 2 saat. Aslında düşünmeyi değil, düşünmemeyi öğretiyoruz. Hani bir laf vardır:

“Düşünen kafalara zararlı fikirler üşüşür / Büyüklerimiz her şeyi bizden daha iyi düşünür”.

Necati Aksoy’un bir sözünü hatırlayalım:

“Düşünmeyen, okumayan, üretmeyen bir toplum olduk”.

En mutlu yaşam düşünmeden geçirilen yaşamdır. -Sophokles

www.servetbasol.com

Felsefe

Facebook Yorum

Yorumlar

Bu haber için henüz yorum gönderilmedi.

Yorum Gönder

Kalan karakter 1000